Düşünüyorum; öyleyse, varım …
Düşünüyorum; öyleyse, varım …
Bugün geriye kalan hayatınızın ilk günüdür. Her gün yeni bir başlangıçtır. Her gün siz uykudan uyandığınızda yeniden doğmuşsunuzdur. Bir insanın doğması düşünebilmesi demektir. Bir insanın düşünebilmesi için de bilinç gereklidir. Bir insan bilinçsizken sadece bedeni yaşar. Çünkü bir insan bilinçsizken düşünemez. Ruh dediğimiz şey düşünebilme kabiliyetimizden başka bir şey değildir.
Her gün birşeyler değişir. Her gün farklıdır. Değişim canlılığın kaynağıdır. Her günü güzel kılan yeni bir gün olması, yeni bir başlangıç olmasıdır. Önemli olan tek şey o güne uyanıp uyanmayacağınızdır. Ama eğer o güne uyandıysanız her şey tekrar anlam kazanır. Hayatınız yeniden başlar. Her gün doğarız ve her gün ölürüz. Hayat dediğimiz şeye tüm günlerin toplamı gözüyle bakıyoruz. Fakat aslında hayat, canlılık, yani düşünebildiğimiz süre zarfı; iki uyumamız arasında geçen süre, iki bilinçsiz olduğumuz zaman arasında geçirdiğimiz bilinçli sürelerdir.
Her insan çok değerlidir. Çünkü her insan farklıdır. İnsanları değerli kılan yegane şey hepsinin aynı görünmelerine rağmen, ortak bir çok özellikleri olmasına rağmen, aslında hepsinin birbirinden çok çok farklı olmalarıdır. Bir kere her insanın kendi dünyası vardır. Tek bir dünya yoktur. Çünkü her insanın düşünce tarzı farklıdır. Her insan farklı şeyler düşünür, farklı şeylere değer verir. Her insanın dünyayı da evreni de her şeyi de algılama biçimi tahmin edebileceğimizden çok farklıdır. Ve yaşam dediğimiz şeyler tamamen kendi algımızdan ibarettir.
İnsan bence çok önemli bir canlıdır. Üzerinde birçok araştırmalar yapılması gereken; üzerine çok düşülmesi gerekilen bir varlıktır. İnsanlar kendilerini dünyada yaşayan diğer canlılardan üstün görür. Haklıdır da. Dünyadaki diğer canlılara en çok değer veren insan bile gene de kendini onlardan üstün görür. Bilinçli ya da bilinçsiz onlardan daha üstün olduğunu zaten biliyordur.
Bilmek her zaman bilinç sayesinde gerçekleşmez. Ama düşünebilmek için her zaman bilinç gereklidir. Çünkü düşünebilmek somut birşeydir. Ama bilebilmek soyuttur. Düşünmek dataları gözden geçirip belli bir mantık derecesinde yorum yapabilmektir. Ama bilmek datanın bilgiye dönüşmüş halini benimsemektir. Bilmek gittikçe soyutlaşan bir sürecin sonucudur.
Her gün, insanoğlunun düşünebilmesi için verilmiş bir değişimler birikimidir. Eğer düşünmezsek sadece bedenimiz yaşar ama insanoğlunun yaşaması için, var olduğunu hissetmesi gereklidir. Var olduğumuzu hissetmek ise sadece düşünmekle olabilir.
Çünkü düşünüyorsak varızdır.
Düşünmek, var olmaktır.
Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?
Neden okur insan?
Gariptir ki her yer kitap doludur; okunamayacak kadar cok kitap vardır. Sadece dünyada değil. Herkesin kişisel evlerinde bile kütüphaneler dolup taşar. Bu dolup taşan kütüphaneleri görmek insanları mutlu mu eder? Bir bilgi yığınının evinde olduğunu bilmek insanı rahat mı ettirir?
Bir kitaba başlanır. Çoğu zaman bitirilmez. Belli aralıklarla canımız çektiğinde ya da gözümüz takıldığında başka kitaba geçeriz. Onu da belki okuruz belki bırakırız. Böylece bu kitaplar birikir kütüphanelerimizde.
Kendi isteğiyle, bilinçli bir şekilde, eline alıp bir kitabı okumaya başlayan bir insanın arkasında tek bir güç vardır. Sadece tek bir güç bir insana çok kalın bir kitabı bitirtebilir. Sadece tek bir güç bir insanı bu blogda buraya kadar getirtip bu cümleyi okutur.
Neden yazar insan sorusunu cevaplamak ne kadar zorsa neden okur insan sorusunu cevaplamak o kadar kolaydır. Çünkü okumak tek bir duygunun sonucudur.
İnsan merak ettiği için okur.
Tüyler kuşları olduğu gibi insanları da cennete doğru yükseltebilir; tüy kalemler tarafından sözcüklerin yazılması gibi…
Neden yazar insan?
Sözcüklerle kendimizi ifade etmek kelimelerle ifade etmekten neden bu kadar daha zor? Kendimizi sözcüklerle ifade edebilmemiz için gereken zamanımız mı yok?
Sadece kendisi için mi yazar insan? Bazıları bir bilgiyi aktarır. Bazıları hayal gücü sınırlarını zorladığında yeni bir dünya yaratır. Bazıları kişisel gelişimini adım adım görür. Bazıları kendini veya hayat hikayesini anlatır. Bazıları düşüncelerini aktarır. Bazıları günlük tutar. Bazıları tarih yaratır. Bunların hepsi yazıyla mümkündür.
Her insanın yazma amacı farklıdır. Herhangi bir yerde herhangi bir anda eğer bir yazı yazılıyorsa onun yazılma amacı hep farklıdır.
Bana göre yazmak hakkında üç önemli gerçek vardır: Birincisi insanın ne yazdığıysa insan için yazdığıdır. İkincisi insanın yazmak için ilk önce soru sorması gerektiğidir. Üçüncü ise her insanın yazacak önemli şeyleri olduğu ama her insanın yazmadığıdır.
Yazmak yöntemi her insanın farklı amaçlarının bir sonucudur. Herkesin yazmak için nasıl farklı nedenleri varsa benim yazma sebebim de düşüncelerimin bir döngü halinde belli aralıklarla tekrar etmesini önlemek ve bunları geliştirebilmektir. Hergün tekrar eden binlerce düşünceniz varsa bunlara yenilerini eklemek ya da bunları geliştirmek için ne yapabilirsiniz? Ben bu sorudan yola çıktım ve bir yanıt bulduğumu düşündüğüm için bu blogu yazmaya başladım.
Beyin bir kutu gibi. Sınırsız ama hepsini kullanamadığımız icin bizim icin çok sınırlı. Sınırlı olan herşey gibi bu yüzden çok değerli. Beynimizi belli aralıklarla boşaltmamız lazım ki yeni ve daha doğru düşünceler geliştirebilelim. Bunu yapabilmek için de benim düşünebildiğim tek tatmin edici yol yazmaktır.
O zaman neden yazar insan?
İnsan düşündüğü için, varolduğunu hissetiği ve bunu kanıtlamak için, beyninde birikenleri boşaltmak veya insanlarla paylaşmak için yazar.